Showing posts with label Gezi Notlar. Show all posts
Showing posts with label Gezi Notlar. Show all posts

Thursday, May 20, 2010

Paşa ile Kutsal Topraklar nasıl ziyaret edilir?

Ailecek

Aslında böyle bir yazı yazmak aklımda yoktu. Ancak "Dönüş" yazıma gelen yorumlarda en çok merak edilen bu konu olunca paylaşmak boynumun borcu diye düşündüm..
Hepsinden önce "Dönüş" yazıma gelen olağanüstü yorumlarınız, ayrıca bizzat atılan e-postalarınız için ne kadar teşekkür etsem ne kadar amin desem az... Dilerim Rabbim cümle dileyeni o güzel topraklara yüz sürmeyi nasip eder.. Her yorumda yeniden gözlerim doldu inanın çook çook şükür..
Paşa ile seyahat planı ortaya çıktığında daha önce tecrübeli olduğum bir yer olduğu için; kalabalığı yoğunluğu ve elbette sıcağı bildiğim için; biraz çekindim.. hatta uçağa binene kadar hayatımda hiç olmadığım kadar çook gerildim. Acaba nasıl olacak? Dört saat uçuşta rahat duracakmı, beni başörtülü görünce örtümü çekip dururmu, yanıma yedek örtümü alsam oynaması için, ee şimdi çantama yedek ne koymalıyım, uçaktan inince bizi nasıl bir hava karşılayacak, gecenin bir saatinde orda olacağız uykusuzluktan sorun çıkaracakmı, vazifeyi nasıl yapacağız peki bu saatte, paşayı odada yalnız bıraksak korkarmı, arap yemeklerini yiyebilecekmi, vakit namazlarında sabit durmasını nasıl sağlayacağız, peki ya tavaflarda... ve daha bir sürü soru beynimde taklalar atarak yola düştük..

Paşa Sırıtıyor Hoşgeldik...

Uçakta hiç zorluk çıkarmadı hem de hiiçç... Başta sakin sakin oturdu yerinde. Bol bol dergileri karıştırdık beraber. Bu arada ihramlı olunca insan haliyle daha sakin daha serin kanlı yaklaşıyor herşeye.. Şükür.. Sanki o da bizimle beraber girdi ihrama. Bol bol dolandı uçakta hemen hemen her yolcuyla oturdu. Kimse şikayet etmedi oynattı onu. Kimisi aldı kucağına beraber dışarıyı seyrettiler... Bu arada hemen bir not; ihramlı olduğumuz için kokulu mendil kullanmamız yasak; tabii paşanın rahat durmayan ve sürekli dolan bir bezi var.. Bu durumda altını değiştirmek, elin kokulu mendille temasını önlemek için yanınıza ameliyat eldivenlerinden almanızı tavsiye ederim.. Gerçekten harika bir çözüm ;) Çantaya atılacak eşyalardan biri "Eldiven" :)

Turist Paşa

Cidde'ye inildiğinde saat paşanın uyku saati.. Ama daha Mekke'ye doğru otobüs yolculuğu var. Bu uçaktan daha dar ve hareketli bir mekanda uzun bir süre demek. Ancak uçakta uyumayan paşa otobüse biner binmez uyudu :) Bir sorun yok.. Bu arada içerlerde güçlü klimalar dışarda sıcak bir hava.. Paşa'nın üzerinde ince penye bir yelek hiç çıkmadı.. Böylece soğuk sıcak arasında biraz olsun korundu.. Çantaya atılacak ikinci önemli şey; "Penye Yelek"....

Ana Kuzusu

Otele yerleş kendine çeki düzen ver derken saat gecenin bir saati oldu.. Paşa uyuyor.. Tavaf ve Say bizi beklemekte.. Odada bırakamayız.. Herkesde mescide akıyor kimseyede sen bak biz gidiyoruz diyemeyiz.. Oturturuz arabasına beraber yaparız o uyur hem arabada.. Plan bu.. Ancaaakkkkkk.... Kabeye bebek arabası almıyorlar.. yanınıza alınacak üçüncü şey "En hafifinden bebek puseti" ancak Mekke'de değil ama Medine'de çok işinize yaracak.. E napalım bu gece geç uyuyacak paşa. Böyle bir sebep için uykududan feragat edilebilir.. Unutmayın orda vaktiniz kısıtlı onun için dengelerin şaşması canınızı sıkmayacak çünkü tek amacınız var...
Paşa babasının omzuna alınır, tatlı dile uyanır, size sıcacık gülümser, sanki herşeyin farkındaymış gibi... Sükunetle tavafa katılır.. Normalde o kadar süre omuzda durmayan çocuk aksine hiç inmek istemez.. Sessizce mırıldana mırıldana çevresini izler.. Keza saydada omuzda hiç gıgıkını çıkarmaz. Korkmayın yardımcınız herşeyden büyük onun için alın bebeğinizi omuza başlayın tavafa... Şükür...

Eğlence

Çocuk heryer de çocuk.. Sessizlik bir yere kadar :) Bu durumda çantaya atacağınız dördüncü şey "oyuncak".. Paşanın en sevdiği bir top ve bir küçük araba.. E alan geniş oralarda koşa koşa oynuyorlar çocuklar. Çocuklu kadınlar için en rahat mekan üst katta. Hemen mescidde ikinci kata çıkıyorsunuz. Hem Kabe'ye karşı namaz kılıyorsunuz hemde daha sakin olduğu için çocuğu daha kolay kontrol edebiliyorsunuz. Üst katta arkalarda klimalar çok şiddetli o nedenle ön taraflara gelmenizi tavsiye ederim. Belki biraz daha sıcak ama inanın klima soğuğundan daha sağlıklı.. Zaten güzel bir esinti sürekli sizinle beraber.

Güneş Güneş

Mescidin avlusu tamamen beyaz mermerle döşenmiş. Gündüz vakti beyaz inanılmaz bir yansıma yapıyor. Bu da elbette gözleri çok rahatsız ediyor. Ayrıca delici bir güneş tepede. Paşa genelde dışarda şapkasını gözlerine indirerek dolandı. Muhakkak alınması gereken beşinci madde "geniş kenarlı bir şapka" elbette kendiniz içinde güneş gözlüğü :) Ayrıca erkekler için kullanılan beyaz baş örtülerde işte bu havalarda çook çook kullanışlı..

Bağlanmak

Veee geldik en önemli soruya.. Kontrol sizde olmadığı cemaatle kılınan namaz vakitlerinde peki ne olacak.. Hemen söylüyorum.. Çocuk bağlanacak. Evet ne kadar abes görünsede ne kadar komik olsada çocuk bir şekilde sabit bir noktaya bağlanmalı. Bunun için yöntemlerden birtanesi çantanızın ipini beline dolayıp çantayı oturan zuzunun sandalyesine geçirmek. Ancak ben çok daha profesyonel bir yöntemle, sevgili kayınpederimin özel olarak yaptığı, çocuk tasmasıyla bu işi çözdüm.. Kesinlikle çantaya atılması gereken altıncı şey "çocuk bağlama aparatı". Bu tarz tasmalar bildiğim kadarıyla bazı çocuk mağazalarında satılıyor. Ve inanın hayat kurtarıcı görev yapıyorlar.. Namaz kılarken tasmanın ucunu kolunuza yada ayağınıza geçiriyorsunuz. Böylece kısıtlı bir alanda hareket edebiliyor çocuk. Yukarda koşturduğu fotoğrafta, siyah deri kayışlar görünüyor, işte onun arkasında halkası var orayada ipi takılıyor. Tasma kısmı yelek gibi geçiriliyor üzerine. Sadece bağlamak istediğinizde takıyorsunuz ipini. Zaten bağlandığını anladığı anda hiç hareket etmeden oturuveriyor önünüze. Sizde çocuğunuzun kucağına secde yapıyorsunuz.. Çok şükür..

Paşanın Keyfi

En önemli detaylardan biride kimlik kartları. Üzerinde arapçada yazan kimlik kartını paşanın boynundan hiç çıkarmadık. Sıkılgan bir çocuğunuz varsa bir şekilde kimliği çatal iğneyle falan sabitleyin ama kesinlikle boynundan çıkarmasına izin vermeyin. Paşa daha uyanınca kimliğini takıyor yatana kadarda çıkarmıyordu. Bir zaman sonra günlük rütine aldı zaten. :) Önce kimlik, sonra yelek, sonrada tasmasını takıyordu :)

Zemzem...

Çantaya atılacak bir diğer maddede "atıştıracak bişiler".. Namaz vakitlerini beklerken mama diye sayıklayan paşaya bir çubuk kraker, bir elma, bir çikolata verip oyalamak iyi olabiliyor. İçecek birşey almanıza gerek yok. Çünkü mescidin her bir yanı zemzem bidonlarıyla dolu. Ordan kana kana içebilir içirebilirsiniz.. Ancak üzerinde "Not Cold" yazanlardan içirin çocuklara. Diğerleri epey soğuk çünkü..
Vakitler dışında genelde odada O'na dinlenme ve serinlenme fırsatı verdik elbette. Öğle uykularında beraber uyuyup her vakitte beraber ziyaret ettik mescidi.. Böylece beraber dinlenip beraber yorulduk.
Görev paylaşımı yapın mutlaka herşeyi anne olarak üstüne almanın bi anlamı yok :) Eşlerde seve seve yardımcı olurlar. Hatta erkekse çocuğunuz biraz daha çok yükleyin babasına.. Her ne kadar cümbüt cemaat gitsekte umreye sevgili eşimle ben nerdeyse hiç bırakmadık paşayı. Hep bizimleydi her anda. Bir vakitte babasıyla bir vakitte benimle.. Üzmedi bizi hiç hem de hiçç.. Çook şükür..

Tavaf, Dua, Güneş...

Çantaya atılması gereken şeylerden biride beyaz şemsiye.. Paşanın uyuduğu saatte bırakacak birini bulduğumuzda öğle vakti tavaf etmemiz gerektiğinde en büyük yardımcımız.. Kendi gölgeni kendin oluştur..
Belki daha çoook şey var yazılabilecek ama bunlar ilk başta en önemli detaylar diye düşünüyorum.
Herşeyden ama herşeyden öte biraz teslimiyet gerek... Sizi davet edenin sizi rahat ettireceğine inanmak gerek.. Bırakın biraz kendinizi... İnanın ev sahibi sizi çook çook iyi ağırlayacak.. Rabbim kabul buyursun, YAR ve YARDIMCInız olsun...

Monday, May 3, 2010

Dönüş..

The Ka'aba 2010 April

"Lebbeyk Allahümme lebbeyk!
Lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk!
İnne'l-hamde ve'nni'mete,
Leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek!..."

"Buyur Allah'ım buyur!
Buyur ki senin ortağın yok, emrine amadeyim buyur!
Hamd sana, nimet senden ve mülk senin.
Ortağın da yoktur senin!..."

The Ka'aba 2010 April The Ka'aba 2010 April

Tadı damakta kalan lezzetleri anlattım size şimdiye dek.. Peki tadı yürekte kalan lezzetleri nasıl anlatırım? Hangi kelimeler yürekteki çarpıntıları ifade etmeye yeter... Hangi kelimeler gözlerden akan yaşların yerini tutabilir.. Hangi kelimeler kulaklardaki uğultuyu size dinletebilir...
İnsanların bir olduğu, kadın, erkek, çoluk çocuk, daha yirmi günlük bebek, seksen yaşında dede.. Bacakları olmayıp elleriyle, gözleri görmeyen yürekleriyle, kimisi ağır ağır, kimisi koşarak, öyle bir çaba öyle bir emek içinde.. Amaç; amaç tavaf etmek! Amaç; tavafı idrak etmek! Amaç birazda olsa Rabbin rızasına kavuşmak... Her dönüşte "Bismillah Allah u Ekber" demek, her dönüş daha da çok dönmek istemek..

"Bilin ki, hakkı inkara şartlanmış olanlara, başkalarını Allah’ın yolundan çevirmeye, keza, hem orada yaşayan hem de dışarıdan gelen bütün insanlar için tayin ettiğimiz Mescid-i Haram’dan alıkoymaya çalışanlara; ve bile bile haksızlık yaparak oranın saygınlığına gölge düşürmeye kalkışanlara, öte dünyada çok can yakıcı bir azap tattıracağız.
Çünkü, İbrahim’e bu İbadet Evi’nin kurulacağı yeri gösterdiğimiz zaman o’na demiştik ki; “Bana kimseyi ortak koşma! Ve Benim mabedimi, onu tavaf edecek olanlar için, onun önünde Rablerini tazim ve tefekkür ederek dikilip duranlar için, VE NAMAZDA saygı ile eğilenler ve yere kapananlar için, temiz tut!”
Bunun içindir ki, ey Muhammed, bütün insanları hacca çağır! Yaya olarak ve hızlı yürüyen her türlü binek üstünde sana gelsinler, dünyanın en uzak köşelerinden GELSİNLER, de, bunun kendilerine sağlayacağı yararları görsünler; ve kurban için belirlenen günlerde, bu amaçla O’nun kendilerine rızık olarak sağladığı hayvanlar üzerine Allah’ın ismini ansınlar; ve böylece, siz de bunlardan yiyin ve darlık içindeki yoksulu da doyurun. Bundan sonra uymak zorunda oldukları belli bir takım kısıtlamalara son versinler; varsa adaklarını yerine getirsinler; ve dünyanın bu en eski mabedini bir kere daha tavaf etsinler. " (22.Hac Suresi 25-29.Ayetler)

Paşamız omuzda biz tavaf ettik, taşlarında namaz kıldık, bir kere daha şükrettik, dilimiz döndüğünce tefekkür ettik.. Rabbim sen bunu bize kolay kıldın, ve bunu bizden kabul eyle..

Medina 2010 April

Medine huzur şehri, Mekke'nin aksine daha bir sakin daha bir nezih.. Farklı bir atmosfer farklı bir yaşam var sanki burda.. Havası daha temiz insanları daha medeni. Zira boşuna değil ismininde medeniyet oluşu.. Rabbimin elçisi örnek insan Peygamberimizin ebedi istirahat ettiği belde olması elbette sebepsiz değil. Peygamberimizin burayı seçmesi elbette nedensiz değil..

Medina 2010 April Medina 2010 April

O'nu anlamayı, O'nu tanımayı, O'nun ahlakıyla ahlaklanmayı diledim en çok.. Muhakkak ki onun beşerliği bize örnek olmasındandır muhakkakki onun insanlığı, insanlığın en yücesi olmasındandır.. O'nun gibi yaşayabilmeyi istedim en çok..

Medina 2010 April

Belki sayfalarca yazmalıyım belki kelimelerce konuşmalıyım, anlatmalıyım.. Ama en baştada dediğim gibi yürekte kalan lezzetler tarif edilemiyor.. Dilerim tüm inananlar o topraklara yüz sürmeye oralarda ibadet etmeye, birliğin ne demek olduğunu yaşamaya nasiplenirler.. Dilerim tüm insanlarla beraber bende bu dönüşü anlar ve idrak ederiz.. Rabbim bizlere yeniden yeniden yeniden mabedine kavuşmayı nasip eyle...

Hacı Paşa

İşte bir dört nesil fotoğrafı daha.. Bu sefer kutsal toprakları hep beraber ziyaret etmek nasip oldu bize, sevgili anneannem-dedem, annem-babam, ablam ve ben.. Elbette paşam ve zuzumda.. Bizi biraraya getirmeye sebep olan sevgili insan, Allah senden razı olsun! Rabbim yar ve yardımcın olsun...

Dört Nesil...

Hiç kimsenin susuz kalmayacağı bu beldede ben zemzemimi paşamın ellerinden içtim.. Her yudumda kana kana her yudumda şükrederek. Hiç aklıma gelmezdi bu toprakları evladımla bu kadar erken ziyaret edeceğim. Eşimle haccımızı yaparken içten içten dua etmiştik belki evlatlarımızlada gelmeyi. Ama bu kadar çabuk olmasını beklemiyorduk Rabbim sebep olanlardan razı olsun!

Zemzem...

Kuzumda bizimle her namazda yer aldı. Ama bağladık onu kendimize ama tuttuk elinden. Hiç üzmedi bizi hiç canımızı sıkmadı.. Eee sen evladım küçük diye buralara gelmekten yüksünmezsen Rabbin sana yardımcı olmazmı... O kadar da güzel olduki.. Hep kolay yollar açtı bize hep kolaylıklar verdi. O kadar rahat o kadar güzel bir ziyaret oldu ki.. İnanın hemen yeniden gidiyoruz deseler bir saniye tereddütüm olmaz.. Tatlı bir yorgunluk bıraktı sadece.. O da ana kucağında uyuyunca geçer gider...

Yorgunluk...

Siz kıblenizi görerek namaz kıldınız mı hiç?
Siz her nesilden insanlarla bir oldunuz mu?
Siz tabanlarınız ağrıdan şişse bile koşarak tavaf etmek istediniz mi?
Siz susuzluğunuzu gidermek için kana kana zemzem içtiniz mi?
Peki tüm bunları idrak ettiniz mi...

Rabbim idrak etmeyi nasip etsin..

Monday, December 14, 2009

Tayland Macerası Bölüm 2 :)

En son sevgili Gül Hanım'ın yorumu üzerine silkelenip kendime gelmemin vaktinin geldiğine karar verdim. Teşekkürler Gül Hanım gerçekten buna ihtiyacım vardı..

Bayram geçti, günler geçti, her gün mazide bir anı olarak yerini aldı.. Ama ben hiç kayıt tutmadım.. Sessizliğim belkide buna ihtiyaç duyduğumdan.. Sizi ihmal etmek istemedim ama insan bazen kendini dinlemek istiyor. Ama bu kadar dinlemek yeter biraz konuşma zamanı şimdi.. Merak etmeyin bundan sonra sık sık görüşeceğiz yeniden. :D Yani Rabbim ömür ve sağlık verdiği sürece...

tay25

Şimdi laklakı bırakalım ve geçelim Tayland'ın ikinci bölümüne..

tay40

Tayland'ın turistik kısmında ilk gidilen mekan Büyük Saray.. Maksimum şatafatı içinde barından gerçekten adını haketmiş bir yer. Kralın oğluna yaptırdığı ama oğlanın beğenmediği bunun üzerine yenide başka binaların daha kondurulduğu gösterişin inanılmaz bir şekilde gözler önüne serildiği rengarenk bir dünya...

tay30

Beni en çok etkileyen detaylar çatılardaki renklerdi.. İnci gibi dizilmiş çatı döşemeleri. Bunlar kiremit değil. Sanki seramikten yapılmış taşlar. Pırıl pırıl ve renagarenk. Her birinde ayrı bir emek ve her birinde ayrı alın teri var belli ki.

tay31

tay43

Duvarlarda tarihler resmedilmiş... Ve bu hikayelerde gene rengarenk işlenmiş. En şatafatlı detaylar varaklarla süslenmiş. Yalnız bunlardaki emek öyle bir sefere mahsus yapılıp bırakılan cinsten değil. Havadaki sıcak ve nemden bu varakların ömrü en fazla bir sene. O nedenle el işçiliği sürekli başa sarıyor düzeltmeleri. Ve bir sanatçı her sene yeniden yeniden işliyor eserini...

tay19

tay41


Binalardaki süslemelerde aynı titizlikle yeniden yeniden elden geçiyor. Benim terden üzerime yapışan kıyafetlerim, kendimi en kuytu köşelere, en serin sulara atma hayallerimin yanında; bu insanlar güneşin altında yüzlerini sıkı sıkı örtüp sanat eserlerini süslemeye devam ediyor. Sanırım sanatçı olmanın çilesi bu, onları serin tutanda sanatlarını icra etmeleri.. Nasıl bir sevdaysa bu..

tay28 tay26
tay29 tay27


Sarayın bahçesindeki bonzailer ve nilüferlerde doğal güzelliğin eserleri. Boy boy bonzailer bana küçükken izlediğim meşhür "Karate Kid" filmini anımsattı. "Bonzailer yabani ağaçlardır ve olmadık yerlerde yetişir" diodu Üstad Maigi :D Valla burası öyle yamaçlar veya uçurumlar değil ama yetişen bonzailer dudak uçurtan cinsten..

tay42


Beni en çok etkileyen ve en çok şaşırtan noktaya geldik.. Bilmem siz de benim hissettiklerimi hissedecekmisiniz..

tay20 tay44


O kadar şatafat, o kadar şaşaya rağmen benimsedikleri inanç; sade olmayı emrediyor. Ve bunun için kadın olmalarına rağmen saçlarını kazıtan, en sade ve temiz renklere bürünen budist rahibeler, zümrüt taşın oyulmasıyla yapılan, kış olduğu için altın yelek giydirilen, ve çok yükseklere yerleştirilip her tarafı pırıl pırıl süslenen "Buda"yı ziyarete geliyorlar..

tay24


Ve tüm bu şatafata tezat; insanlara ayakkabılarını çıkarttırıyorlar.. Ve kocaman harflerle Buda'nın öğretisini yazıyolar.. "Beware of your valuable possessions".. (Değerli mülkiyetlerinizden sakının...). Tuhaf dimi.. Demekki kişilerin en değerli mülkiyetleri ayakkabılarıymış.. Varaklarla süsledikleri binaları değil. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...

Gelelim Tayland'ın modern yüzüne.. Neredeyse tüm şehri dolaşan SkyWalk adında kat kat inşa edilmiş yoldan ilerleyerek tarifiğe hiç takılmıyorsunuz.. Şehirdeki tariğin ki biz adını "Kaos" koyduk, soldan akması yeterince ters değilmiş gibi birde yayaların orta yerde gezmesi inanın hiçde iyi olmazdı..

tay45


Renklere düşkünlük taksi renklerinde bile kendini belli ediyor. Her rengi ayrı bir anlamı var taksilerde. Pembeler binilebilir, yeşiller korsan binmeyin ama genede devlet destekli, maviler de güvenli gibi.. Biz genelde pembelere bindik. Elbette taksimetre açtırmadan taksilere binmiyorsunuz. Yani pazarlık burda da şart :D. Binalarda ve trafikteki diğer renk cümbüşüde grafitilerdi. Kii alışveriş merkezinin duvarında ve otobüslerde bunlar çok güzel sergilenmiş..

tay46


Eveett gezdim, gördüm anlattım.. Peki neler yedim dimi.. Gayet zengin bir mutfak kültürü var Tayland'ın. Ben yurtdışında balık dışında et tüketmediğim için bol ama gerçekten boool miktarda balık tükettim. Özellikle karides. Her türlü karidesten yedim. Yani okadar türlü ki; kurutulmuş karides bile yedim :D

tay32


Bir çok farklı sosu burda nasıl anlatacağımı bilemediğimden, e biraz da açlığımın fotoğraf çekmenin önüne geçtiğinden size yakaladığım bir kaç kareyi gösterebiliyorum. Ki burda en ilginci, bizim sarmamız gibi, ama daha sert bir yaprağa kurumuş karides, lime, hindistan cevizi, bi çeşit otlar ve harika sosu sarıp yenilen değişik bir sarma çeşitiydi.
Bunların dışında sevgili Ebru'nun bizi tanıştırdığı aslen Japon restoranı olan Sabushi gerçekten gidilip denenmesi gereken lezzetlerle dolu.

tay47

Ana fikri "Shabu Shabu" denilen, masanın ortasında kaynayan tavuk veya sebze suyuna istediğin lezzetleri atıp haşladığın sonra gene harika soslar beraber tükettiğin bir yer. Ve elbette "Sushi" lerinde sırayla geçit yaptığı ve dilediğin kadar tüketebildiğin bi restoran. Dönen bardan dilediğiniz lezzeti alıp kendi damak tadınıza uygun harika lezzetler ortaya çıkarabiliyorsunuz. Yeniden sushinin benim damak tadıma uygun olmadığına karar verip ben pişirdiğim karideslerimi, kalamarlarımı ve nefis levreklerimi mideye indirdim.

Ve bir maceranın daha sonuna geldik.. Öncelikle bizi destekleyen, yorum bırakan, telefon açan, maillerini eksik etmeyen tüm arkadaşlarıma, bizi teeeee oralara götüren sevgili Gönenç'e, oralarda bize gönüllü rehberlik eden sevgili Ebru'ya, bu organizasyonu düzenleyip tüm ülkeleri layıkıyla ağırlayan LG'e çoook çookk teşekkürler.. Sonraki maceralar ve yarışmalarda görüşmek üzere...

Tuesday, November 17, 2009

Tayland Macerası Bölüm 1 :)

Nerden başlasam nasıl anlatsam..

Yaşananlar anlık dökülmeli kaleme yoksa pufff diye uçuyor akıldan... Aklımı toparlayıp kaleme dökmeye çalıştığımda çokta geç olmadan yakalamalıyım kelimeleri... Dilim döndüğünce ağıma düşen kelimelerle anlatacağım size yoğun geçen Tayland macerasını.. Dinleyin bakalım...

tay00

LG Yarışmasının Dubai ayağında yaşadığımız hayal kırıklıklarına rağmen az umutlu az da temkinli başladık yolculuğa.. Bu sefer bir bavul dolusu malzeme ile, rondosu servis tabağı, dondurma kaşığına kadar, hazırlıklı gittik. Bir ara pişmiş balığımızı, cilalanmış tavuğumuzu hatta nar gibi kızarmış ıstakozu bavula atmayı düşünsekte abartmayalım dedik..
Eksik kalmasın diye nar ekşimizi cevizimizi hani olurda Allah'ın Tayland'ında yoktur diye şekerimizi, nohutumuzu bile aldık gittik.. Uçakta ciddi bir şekilde çalışma planımızı çıkarıp neye kaç dakika ayıracağımızı kimın neyi yapacağını ince ince yazdık.. Gözümüzü kapattığımız her saniyede sunumumuzu düşledik.. Bu sefer gerçekten çalıştıkk...

tay02tay01

Yarışma boyunca fırını çok dikkatli ama bilinçli kullandık. Her malzemeyi iğne oyası işler gibi nazikçe hazırladık. Hiç acele etmeden her saniyenin değerini bilerek ve hiç paniklemeden harika bir sonuç ortaya çıkardık.

tay04

Çok ciddi hazırlanan bir organizasyonda çok değerli şefler tarafından itinayla tadıldı yemeğimiz. Suratlardan aldığımız ifadelerle gayet mutlu bir şekilde yarışmayı tamamladık. Sadece şefler tarafından değerlendirileceğimizi hayal ederken yaklaşık sekiz tanede Koreli LG yetkilisi tarafından değerlendirildiğimizi dikkate almadık. Yarışmada üç tane Taylandlı ekibin olmasıda önemli değildi.. Biz görevimizi hakkıyla yerine getirmiştik..

tay03

Ama olmadı.. Başaramadık.. Dereceye girip ülkemizi gururlandıramadık... Bir dahaki sefere diyerek politik neticeleri hiçe sayarak gururla tabloda yerimizi alıp bayrağımızı dalgalandırmanın verdiği onurla başımız dik salondan ayrıldık...

tay10

Yarışmadan önceki gece çok güzel bir ortamda sıcak ama ne sıcak bir havanın altında, mis kokan çiçeklerin arasında Tayland geleneklerine uygun bir büfeyle ağırlandık. Bol miktarda balık çeşitleri harika soslar ve nefiss tatlılar..

tay11

Ben tercih etmesemde Gönenç'in severek tükettiği hiç eksik olmayan şaraplar. :) (Bu arada hani merak eden olmuştur diye... Gönenç; Bolluk, rahatlık ve varlık içinde iyi yaşama, refah demekmiş. ) Ve elbette geleneksel uzak doğu danslarının mini versiyonu çıtı pıtı taylı kızlar tarafından kibarca sergilendi. Hareketlerindeki incelik yüzlerindeki nazik tebessüm insanı gerçekten uzak çook uzak doğuda hissettiriyordu..

tay16

Bir sonraki gece, yarışmanın gecesinde, gerçekten elit bir sofrada davetlilere yemekler ikram edildi. Ve çok sesli bir başka şovla kulakların pası giderildi. Enstrüman olarak tava, tencere ve bilimum mutfak eşyalarının kullanıldığı günün anlam ve önemine uygun olağanüstü bir gösteriydi.

tay15

Yarışma telaşıydı heyecanıydı derken... Hepsi bir anda geçmiş olup asıl macera bundan sonra başladıı.. benim için en değerli varlık olan İNSAN ın manzaraları...

Tayland kendi içinde birçok çelişkiyi barındıran tuhaf ama mutlaka görülmesi gereken bir ülke.. Her karede farklı insan manzaraları sizi karşılıyor..

tay18

Burda insanlar her yerde uyuyabiliyor. Sokakta uyuyanlar bilinen sokak insanları gibi banklardan ziyade yerleri tercih ediyor. Çünkü yerler serin.. Havadan inen yoğun nem ve sıcağın aksine taşlar soğuk. Ve öyle konforlu görünüyorki.. Hatta motor üzerinde kırmızı ışıkta uyuyanlar, "Tuk Tuk" denilen motor taksilerde uyuyanlar, öyle ayakta uyuyanlar bile var..

tay36

Çok konforlu sayılmasada sizi varmak istediğiniz noktaya en çabuk ulaştıran araç "Tuk Tuk". Ama binmeden önce mutlaka pazarlığınızı yapmalısınız. Aksi halde alışverişte tabiri caizse insan kazıklamak gerçekten çok moda burada. Benden tavsiye her ne alışverişinde olursa olsun, size söylenen fiyatın her zaman dörte bir altına inin. Kabul etmezse çekin gidin... Mutlaka peşinizden gelecektir :D

tay37

Nüfus olarak yirmi milyonu bulan şehirde her sokak insan dolu.. Ve insanların burda en çok sevdiği şey uyumaktan sonra yemek yemek.. İşte bu noktada hiç bir eksiklik yok. En ucuzundan en pahalısına tüm şehrin sokakları her türlü yemek satan tezgahlarla dolu. Geliri düşük insanların popülasyonu çok olunca bu tezgahların önünde sürekli bir kuyruk var. Gece gündüz saat hiç farketmeden her tezgahın mutlaka müşterisi var..

tay34

Tezgahlar özellikle deniz mahsülleri ve taze tropik meyveler konusunda çoook çoook çeşitli lezzetlerle dolu. Yaygın bir şekilde taze meyveler ve suları hemen oracıkta kesilip suları sıkılıp müşteriye sunuluyor. Müşterilerde kokteylerini keyifle yudumlarken sokakta kendilerine uygun yerlerde oturup çene çalıyorlar.

tay33

Sokaktaki insan manzaralarına devam edersek, Hani eskiden sokaklarda katipler olurdu. Okuma yazması olmayanın mektuplarını yazar, nasıl dilekçe yazacağını bilmeyenin en iyi dostu olurlardı. Tayland'da bu gelenek halen devam etmekte. Sokakta yazı yazmaktan boynu bükülmüş bey amca belliki bu mesleğin son temsilcilerinden..

tay17


tay39

Yemek yemekten sonra sokak insanın en çok uğrak yerleri elbette tapınaklar.. Sokak başlarında tezgahlarında yüzlerce güzel çiçekler iplere geçirilmiş, tütsüler paketlenmiş, mumlar boy boy dizilmiş.. Yemek kokularının aksine burda kokular daha güzel. Renkler daha şaşalı. Ve elbette bir şekilde Tanrılarına ulaştıklarına inandıkları için insanlar daha huzurlu.. Tüm çiçekler Buda'ya sunuluyor tütsüler onun için yakılıyor.. Ve herkes dudaklarında mırıl mırıl birşeyler diliyor..

tay21

Çiçekleri ipe dizen kadınların parmakları nasır tutmuş. Ama ince işçilikten vazgeçmeden itinayla devam ediyor çalışmaya..

tay35

Çiçekler okadar güzelki. Herbirinden alıp evimin her yerine asasım gelsede valizimin zaten yeterince malzeme ile dolduğunu hatırlayıp sadece fotoğraf makineme bir kaç kare daha kaydedebiliyorum. Bir dahakine sanırım bir bavul dolusu çiçekle döneceğimi umut ederek...

tay22

Tayland'i populer yapan asıl konu elbette masajları. Hemen hemen her sokakta birtane hatta birden çok yanyana dizilmiş masaj salonları var. Bunların en çok rağbet göreni elbette ayak masajı. Önce mis gibi okaliptus kokan, lime ile zenginleştirilmiş sularda yıkanan ayaklar, sıcacık havlulara sarılıp dinlendiriliyor. Daha sonra marifetli eller en az bir saat boyunca dizlerden parmak üçlarına kadar en ince detayı bile atlamadan masajı yapıyor.

tay38

Masaj bittiğinde kaslarınız okadar yumuşuyor ve rahatlıyorki yürüyemeyecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Bundan sonra yürümekte neymiş sanırım uçacağım diyerek bir sonraki masajı ne zaman yaptırabilirimin hayalini kurmaya başlıyorsunuz.. Ayak masajının yanında harika Thai masajını tüm bedeninize yaptırmanızıda şiddetle tavsiye ederimki benim gibi 1.80 boyundaki kocaman bir insanı 1.50 lik bıdı bıdı bir kadının nasıl bu kadar kolay yoğurduğuna hala inanamıyorum :D:D:D:D

tay12

Hani olurda ben ayaklarımı mıncıklatmam derseniz o zaman bırakın mini mini balıklar bacaklarınızı gıdıklasın. Evet evet yanlış okumuyor ya da görmüyorsunuz. Bir odaya yerleştirilmiş içleri mini mini balıklarla dolu akvaryumlara insanlar bacaklarını sokup balıkların masajının tadını çıkarıyor. Açıkçası ben herkesin ayağının girdiği bir havuza ayak sokmaya cesaret edemedim. Ama siz illaki değişiklik istiyorsanız buyrun size balık masajı...

Sizi daha fazla sıkmadan maceranın arkası yarın diyorum.. Ve şimdilik bu yazımı burada noktalıyorum.. Eee heyecanı kaybetmemek lazım dimi...